İlkel Toplumlarda Ağrı

24/04/08

Giriş

 

İLKEL TOPLUMLARDA AĞRI

İnsanoğlu yedi bin yıl önce, deneyimlerini kaydedebileceği bir araç olarak yazıyı bulduğunda, karanlığın dışına doğru dev bir adım atmış oldu. Her ne kadar perdenin ardında akıllı insan'a ait binlerce yıllık bir geçmiş bulunmaktaysa da, bu dönem hakkında öne sürülenler spekülasyon olmaktan öteye gidemezler. Buna karşın fosil ve kalıntıların mağara resimleri ve kabartmaların, özellikle de günümüzde varlıklarını hala sürdüren ilkel kabilelerin incelenmesi yoluyla, eski çağlar hakkında oldukça sağlıklı bilgiler elde edebilmekteyiz.

Modern uygarlığın ulaşamadığı bölgelerdeki kimi kültürlere baktığımızda buralardaki insanların sıcağı ve soğuğu, çamur banyosunu, yara lapalarını, panzehirleri, ağrı kesicileri ve vücuttaki yabancı maddelerin çıkarılması ve kırıkların tedavisi amacıyla bir takım basit yöntemleri kullandıklarını görüyoruz. Ayinlerle kafatasını ya da bedenin çeşitli yerlerini delme, sünnet ve hadım etme gibi gelenekler, bazı cerrahi uygulamaların çok eskilere dayandığının göstergesidir. Buna karşın, içsel ağrıya büyük olasılıkla doğaüstü anlamlar yükleniyordu. Yaşamın kendisi tuhaf ve büyülü bir süreç olarak algılandığı ve ayakta kalabilmek için doğaüstü güçlere gereksinildiğine inanıldığından nedensellik batıl inançların potasında eriyip gidiyordu. Ağrının kaynağının dışsal olduğu sanılıyordu, bedene hükmeden büyülü ve kötü güçler insanın içine bazı nesneler cinler sokuyor ya da yaşamsal özü insanın içinden söküp alıyorlardı. Örneğin yeni Gine kabilelerindeki "tıp adamları" için aktif ağrı durumları "cin çarpması"ndan başka bir şey değildi: buna karşılık bedenin çökmesi ve ölüm, uğursuz dış güçler tarafından yaşamsal özün insanın bedeninden çekip çıkarılmasıydı. Dışarıdan bedene zorla girme olgusu tarih boyunca uzun süre varlığını sürdürdü: örneğin lumbago Gal batıl inançlarında "cin çarpması", Almanlarda ise "Hexenschuss" yani "cadı çarpması" biçiminde yorumlanıyordu. Ağrıya yüklenen bu ayrık, dışsal anlam, ilkel insanı, havada uçuşan ve yerleşeceği bir beden arayan gizemli ruhlar olduğu inancına itmekteydi. Tedavi de, bu doğrultuda, beden dışı, gözle görülmeyen varlıklarla mücadeleye dayandırıldığından, taş devri insanının zihninde fizyolojiye ilişkin tek bir fikir uyanmadı.



Edwin M. TODD

 





 

Giriş

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 23/10/07